KUZGUNCUK
GİRİŞ:
Kuzguncuk
yazısı için yaptığım araştırmalar da Kuzguncuk ile ilgili bir çok kitap
yazıldığını keşfettim, daha önce bir semt için bu kadar kitap yazıldığını
görmemiştim bu bile Kuzguncuk un önemini biraz olsun yansıtıyor bizlere.
Yazımın sonunda Kuzguncuk tarihinden kısaca bahsettim, ilk önce tarihini okumak isterseniz sonlara inebilirsiniz. Kendi
yaşadığım çıkarımları aralara serpiştirerek bir rota dizisi oluşturmaya
çalıştım, tabi tüm bu anlatımların dışında her şeyi bütünüyle anlatmak, yani Kuzguncuk ile ilgili tüm parçaları, yerleri tek tek ele almak değil
sizlerde bir keşfetme arzusu oluşturma ümidi İçerisindeyim.
Merhaba kum saati okuyucuları… Bugün birlikte Kuzguncuk'u gezeceğiz. Sizlere tavsiyelerde, önerilerde bulunarak ve tabi işin sadece bilişsel değil duygusal tarafını da harmanlayarak keyifli bir rota oluşturma peşindeyim. Kuzguncuk’ a nasıl geleceğinizi es geçeceğim çünkü haliyle telefonlarımızdan bunlara daha anlaşılır bir şekilde ulaşabiliyoruz. Bunun yanında şöyle bir öneride bulunabilirim; eğer direkt olarak Üsküdar sahilden geldiyseniz oradan Kuzguncuk'a yürüme mesafesi 15 dakika civarında. Beykoz yönüne giden otobüslere binecek olursanız iki durak sonra yaklaşık(trafiksiz) beş dakikaya Kuzguncuk'a ulaşırsınız. Benim sizlere tavsiyem, giderken kendinizi yormamanız daha verimli olur. Daha sonrasında ise tekrar Üsküdar sahile dönüşte yürüyebilirsiniz. Tabi yine de tercih sizlere kalmış.
Merhaba kum saati okuyucuları… Bugün birlikte Kuzguncuk'u gezeceğiz. Sizlere tavsiyelerde, önerilerde bulunarak ve tabi işin sadece bilişsel değil duygusal tarafını da harmanlayarak keyifli bir rota oluşturma peşindeyim. Kuzguncuk’ a nasıl geleceğinizi es geçeceğim çünkü haliyle telefonlarımızdan bunlara daha anlaşılır bir şekilde ulaşabiliyoruz. Bunun yanında şöyle bir öneride bulunabilirim; eğer direkt olarak Üsküdar sahilden geldiyseniz oradan Kuzguncuk'a yürüme mesafesi 15 dakika civarında. Beykoz yönüne giden otobüslere binecek olursanız iki durak sonra yaklaşık(trafiksiz) beş dakikaya Kuzguncuk'a ulaşırsınız. Benim sizlere tavsiyem, giderken kendinizi yormamanız daha verimli olur. Daha sonrasında ise tekrar Üsküdar sahile dönüşte yürüyebilirsiniz. Tabi yine de tercih sizlere kalmış.
Kuzguncuk'a gelirken yanınızda getirmeniz ve sahip olmanız halinde
iyi hissedeceğiniz şeyler:
1- Size eşlik edecek hislerinizi paylaşabileceğiniz ve de
kafanızın uyuştuğu biri ya da kitap
2-Nitelikli bir bakış açısı
Kuzguncuk'a geldiğinizde geniş ana caddesinin sahile uzanan
kısmını göreceksiniz. Burada sahilin dibinde küçük bir park var, önce biraz
burada oturup martı sesleri eşliğinde boğazı seyredebilirsiniz. Ya bir bankta
oturup ya da kıyıda ki korkulukların kenarında İstanbul'a bir de Kuzguncuktan
bakın derim. Buradan boğazın sağ tarafına yani Karadeniz yönüne doğru
baktığınızda boğazı Sarayburnu’na kadar direkt gören eşsiz manzarasıyla Kuleli
bulunuyor. Tam karşıda Ortaköy’ e değer katan ve insanı kendisine hayran
bıraktıracak bir mimariye sahip Ortaköy Cami… Onun yanında sola doğru Sultan
Abdülaziz Han tarafından yaptırılan ve çok büyük hasarlı bir yangın
atlattığından dolayı adeta “İstanbul’da bir Zümrüdüanka” diye anılan Çırağan
Sarayını(Asıl ismi, Farsçada “kandil, ışık” anlamına gelen “çerağan”dan gelir)
ve biraz daha ilerisinde o görkemli Dolmabahçe Sarayını göreceksiniz. Tam net
olmasa da Tarihi Yarımada ve hemen yanındaki Pera’yı süsleyen yapı; Galata
Kulesi’nin en azından buğulu siluetlerini fark edeceksiniz. Sakinleşin ve
boğaza bakın, İstanbul’u seyredin İstanbul’un görünmeyen güzelliğini keşfetmeye
çalışın. Arkadaşınız yanınızdaysa bir müddet sessiz kalın ve İstanbul’u
dinleyin. Martıların kanatlarında süzüldüğünüzü hayal edin. Gemilerin Boğazın
sularını yararken oluşturduğu beyaz köpüklere karıştırın zihninizi ve suya
yansıyan parıltılı yapıları seyredin birde.
İsterseniz yukarıya çıkmadan önce boğazın dibinde bulunan yalı konumuna sahip ahşap minareli tarihi Üryanizade Ahmed Efendi Cami ne uğrayabilirsiniz, burası İkinci Abdülhamid Han döneminde Üryanizade Ahmed Efendi tarafından yaptırılmış.
Şimdi ise tekrar geldiğimiz noktaya dönerek yukarılara, ana caddeden yani İcadiye caddesinden
Kuzguncuk’un içlerine doğru ilerlemeye başlayalım.
Ana caddeye adımınızı attığınızda sanki geçmişe doğru da bir adım atmış olacaksınız. Solunuzda ve sağınızda tarih kendini gösterecek.
Mesela hemen şurada duran büyük çınar ağaçları var, "kim bilir kaç yıldır buradalar" bunun gibi şeyler düşünmeli insan. Gezerken gezdiğiniz yerde düşünmeniz gereken şeyi size listeler halinde sıralayacak değilim, bununla sizi sınırlayamam fakat böyle yapmanız o anı daha keyifli geçirmenize imkan sağlar diyebilirim. Gezerken bu andan sonrasını değil de bulunduğumuz yerin halkının davranışlarını ve mimari yapılarını geçmişteki ve şu an ki halini birbirleriyle ilişkilendirerek tasvir etmeli. Bu düşünce yapısı bizi karmaşadan uzak bir yerlerde geçmiş ve günümüz arasında bir köprü kurarak o bölgeyi daha iyi anlamaya yardımcı olacaktır. Hikayeleri birbirine bağdaştırmalı; eskiden bu yoldan kimler yürümüş, şuan kim bilir kimin ayak izlerine basıyorum nasıl hikayeler yaşanmıştır bu sokaklarda, bunları düşünmeli insan.(evet gerekirse de abartılmalı)
Ana caddeye adımınızı attığınızda sanki geçmişe doğru da bir adım atmış olacaksınız. Solunuzda ve sağınızda tarih kendini gösterecek.
Mesela hemen şurada duran büyük çınar ağaçları var, "kim bilir kaç yıldır buradalar" bunun gibi şeyler düşünmeli insan. Gezerken gezdiğiniz yerde düşünmeniz gereken şeyi size listeler halinde sıralayacak değilim, bununla sizi sınırlayamam fakat böyle yapmanız o anı daha keyifli geçirmenize imkan sağlar diyebilirim. Gezerken bu andan sonrasını değil de bulunduğumuz yerin halkının davranışlarını ve mimari yapılarını geçmişteki ve şu an ki halini birbirleriyle ilişkilendirerek tasvir etmeli. Bu düşünce yapısı bizi karmaşadan uzak bir yerlerde geçmiş ve günümüz arasında bir köprü kurarak o bölgeyi daha iyi anlamaya yardımcı olacaktır. Hikayeleri birbirine bağdaştırmalı; eskiden bu yoldan kimler yürümüş, şuan kim bilir kimin ayak izlerine basıyorum nasıl hikayeler yaşanmıştır bu sokaklarda, bunları düşünmeli insan.(evet gerekirse de abartılmalı)
Örneğin; şu köşede ki iki katlı uzun ve dar pencereli yeşil ev… önceleri burada nasıl bir aile yaşıyormuş? kahvaltılarını hangi pencerenin kenarında yapıyordu acaba, geceleri ellerini ısıtmaya yetecek bir fincan kahveyle beraber, pencereleri sürgülerinden yukarı kaldırıp pervazına oturarak yıldızlara bakıyor muydu? Çünkü buradan yıldızları seyretmek bi hayli güzel gibi görünüyor. ‘Bu beni niye ilgilendirsin ki’ diyebilirsiniz, eğer bu şekilde bağlantılar kurup hikayeleştirerek kendimize yeni anlatılar üretirsek zihnimizde o anının bir değer referansı oluşur ve inanın bana güzel anılar böyle daha kalıcı birikiyor. Bir yerde okumuştum “yolculuk mesafelerle değil anılarla ölçülür” yazıyordu ve diyebilirim ki; bırakın burası sizi anda sabitlesin çünkü biraz olsun zamanı durduracak anılara ihtiyacımız var.
Sizlere basit bir rota da anlatacağım Kuzguncuk'u fakat siz dilediğiniz gibi
gezebilirsiniz. Hatta ilk gelişinizde kendinizin keşfetmesi, durumu daha keyifli
kılar. Örneğin benim bir yeri gezerken en çok keyif aldığım şey oranın
sokaklarında kaybolmaktır.
Ana caddeden ilerlerken ilk solda Perihan Abla Sokağı bulunuyor, orada birbirinden renkli cıvıl cıvıl evlerle karşılaşacaksınız.
Ana caddeden ilerlerken ilk solda Perihan Abla Sokağı bulunuyor, orada birbirinden renkli cıvıl cıvıl evlerle karşılaşacaksınız.
O sokağın devamında ilk sağa saptığınızda çapraz ilerleyen
Üryanizade sokağını göreceksiniz ve köşeleri dışarı bakan, bitkilerle sarmalanmış ardı sıra dizili haneler… Sokağın bitiminde ana caddeye açılan yolun hemen karşısında benimde
burada vakit geçirmeyi çok sevdiğim bir yer; Nail Kitabevi…

Ana caddeye bakan
ve tam köşede bulunan bu yer üçgen bir yapıya sahip. 19. yy sonlarında meşhur mimar aile Balyanlar tarafından yapılan bu bina, 2015 yılından beri kitabevi olarak kullanılıyor. Kapısının önüne
geldiğinizde bir ev sıcaklığını ve samimiyetini hissediyorsunuz. Ayrıca dikkat
edin kimi zaman kapının önündeki paspasta bir kedi uyuyabiliyor, onu rahatsız
etmeden içeri girmenizi tavsiye ederim.J
İçeriye girdiğinizde kitapların o kokularıyla kahve çekirdeklerinin kokusu
birbirine karışmış halde sizi selamlar. Bir üst kata çıktığınızda sanki çok
eski zamanlar da Üsküdar’dan geçiyormuşsunuz da evin sahibi sizi misafir etmiş
gibi bir atmosfere bürünüyorsunuz, çünkü sıcak samimi bir dekorasyona ve
mimariye sahip burası. Ardından kahvenizi alıp bir pencerenin bitişiğine yerleşin,
ister açın kitabınızı okuyun ister camın hemen kenarından Kuzguncuk sokaklarına
bakın. Ben genelde pencerenin kenarına geçer kitabımı okurum, arada kafamı yana
doğru cama yaslayıp kimi zaman Kuzguncuk ziyaretçilerini izler, kimi zaman da yapılara bakar düşüncelere dalarım. Çoğu zaman da
gökyüzüne…

Nail Kitapevinde bir sürü kitap var, sanki duvarları
kitaptan örülmüş bir ev gibi. Burada Kuzguncuk’un eski fotoğraflarının
bulunduğu bir fotoğraf albümüne rastlamıştım-sizde gittiğiniz de göz atabilirsiniz-
o fotoğraflar eski Kuzguncuk’ a gitmemi daha da kolaylaştırmıştı. Örneğin Kuzguncuk’un
hemen üstünde bulunan bir tepede eskiden oraları o kadar düzmüş ki Kuzguncuk’un
gençleri futbol oynarmış, hatta kimi fotoğraflar da boğaz köprüsünün yeni
yapıldığı ve sadece ayaklarının inşa edilmiş olduğu görülüyor. İnsan eski
fotoğraflara bakınca o anıların duygularına bürünüyor. Eskileri görmek, hatırlamak
biraz olsun şu an ki sorunlarımızdan uzaklaştırıyor bizi. Anıların bizlere bu
kadar yakın olduğunu görünce zamanın hızlı geçtiği biraz daha somutlaşıyor. Eski
anılarınıza eski videolara fotoğraflara baktığınızda şunu fark edersiniz; belki
o karelerde o zaman için çok sevdiğiniz çok iyi vakit geçirdiğiniz fakat şuan
dargın veya konuşmuyor olduğunuz kişileri görürsünüz ne yazık ki şartlar ve
koşullar sizi buraya getirmiştir, işte o zaman biraz anlıyoruz ki şu dünyanın
derdini sıkıntılarını kendimize yük etmişiz. Heyecanımızı hantallaştırmışız,
yaşama sevincimizi yitirmişiz. Oysa kısır döngüye dönüşen sorunlara bu dünya
yetişemiyor, yetmiyor bu zaman bize çözüm arayışında. Her şeyi yitirdikten
sonra baki kalan ne ki, pişmanlıklar mı? İnsanların sizi güzel anması mı? Şair Baki’nin
sevdiğim bir şiirinin bir bölümünde şunlar geçiyor; ”bâki kalan bu kubbede bir
hoş sâda imiş...”
Kuzguncuk’un havasından mı, suyundan mı? Bilinmez bir sürü
şairi kendine çekmiş onları konuk etmiş ve onlara ilham kaynağı olmuş bir yer. Nazım
Hikmet, Can yücel, Ömer Kayalıoğlu, Oktay Rıfat, Nahit övünç bunlardan sadece
birkaçı. Günümüzde de Kuzguncuk’ta bir çok şair ve yazar oturmaktadır.
Sizlere Nazım Hikmet’ten bir şiir hediye etmek istiyorum;
“Beykoz’da oturmalı
Beykoz’da çalışan adam.
Fakat Kuzguncuk şirin yerdir
Ve gayet nefis yapar gül reçelini pansiyoncu Madam”
Turumuza kaldığımız yerden devam edelim. Şimdi ise biraz daha yukarılara ilerleyelim. Tavsiyem;
çıkarken Nail Kitabevinden bir de çay alın zaten kapalı bardaklar da verdikleri
için geç soğuyor, sonra yukarı doğru çıkarken sol çaprazda Çikolata &
Kahve dükkanını göreceksiniz kendi ev yapımı çikolataların bulunduğu lezzetli çikolataları var. Diğerlerine nazaran buradaki çikolataların içerisinde katkı maddelerinin olmamasından kaynaklı dört hafta dayanma süreleri olduğunu söylediler. Benim favorim bitter topları…
Buradan
istediğiniz bir çikolatayı paket şeklinde alın -isterseniz kahve eşliğinde burada
da yiyebilirsiniz- ve Nail kitabevinin solundan uzanan yokuşundan çıkmaya
başlayın. Kuzguncuk'u istediğiniz yükseklikte görmeye başladığınızda oturacak
bir yer bulun ve çikolata ile beraber çayınızı yudumlarken Kuzguncuk'u
seyredin, eminim bu size keyif verecek.
Bazen kimi kişiliklerin insani değerlerindeki anormallikleri
bizi standartlaştırmaya şartlamaktadır. Bu durum güven ve sevgi duygularıyla
beraber, değer verdiğimiz kişilerin etkisiyle meydana geliyor. Kişi birini
gerçekten sevdiğinde ön beyin bölgesi zayıflar, ona karşı muhakeme yeteneği
kaybolur ya da azalırmış. Peki, bu gezip gördüğümüz yerler, doğal güzellikler
ve yapılar için de böyle mi? Kim bilir burası da beni büyülemiştir ve ona karşı
kötü yorum yapmak, eksikliklerini duymak ve görmek istemiyorumdur. J
Biraz oturduktan sonra devam edebiliriz. Yine geldiğiniz
yönden aşağıya inin ve ana yoldan yukarı doğru çıktığınızda sağ tarafınız da
Aya Panteleymon Kilisesi’ni göreceksiniz, biraz ilerledikten sonra solda
Kuzguncuk Bostanı bulunmaktadır. Burada halk toprağa bir şeyler ekip biçebilsin
diye geniş bir alan yaptırılmış, içeri gezebilmek mümkün. Biraz daha yukarılara
çıkıp tarihi evlerin güzellikleriyle devam edin.
Kuzguncukta o eski mahalle esnafı kültürü hala yaşamakta
bunu fark edebiliyorsunuz, buraya o her yeri ele geçirme hırsı bitmek bilmeyen
market zincirleri vb. ulaşmış değil hala. Burası medeniyetin dev mağazalardan
marketlerden vesaire oluşmadığını hatırlatan, yaşatan bir yer. Örneğin;
ekmeğinizi mahalle fırınından ihtiyaçlarınızı mahalle bakkalından, mahalle
kasabından vb. ulaşabiliyorsunuz fakat dikkat Kuzguncuk ta erken kapanır
dükkanlar, kafeler... Hemen her yerinde
sakinliği hissedebilirsiniz Akşam olduğunda ya da yağmur yağdığında Kuzguncuk'un sokaklarını neredeyse yalnızlık kaplar. Hava daha sıcak olduğun da kalabalık
artar… Fazlasıyla insan olur… Belli ki çoğu Kuzguncuktan değil hatta
Üsküdar’dan da değil, güneşli günlerde parıldar kuzguncuk sokakları,
birbirinden renkli yapılar kendini kalabalığın beğenisine sunar. Ben ise
Kuzguncuk'un en çok yağmurlu halini seviyorum. Özlediğiniz sıcak mahalle esnaf
havasını hala hissetmek istiyorsanız, sakinliği(İstanbul’un çoğu yerine nazaran
sakinliği) seviyorsanız buraya gelmeniz için bir sebep daha buldunuz demektir.
Eski Üsküdar’ı merak ediyorsanız İstanbul’un eski halini biraz olsun görmek istiyorsanız kuzguncuk oraya giden bir zaman treni adeta. Kuzguncuk’un ana caddesine hemen dönmenizin ardından bir kaç yüz yıl geriye gitmiş gibi hissediyorsunuz o tarihi dokuları hala görmek mümkün. Mimarisinin, tarihinin büyük bir kısmını koruyabilmiş şu zaman koşullarına karşı hala yaşatılmaya çalışılıyor. Tarihi dokusu ve zarif mimarisiyle kendini sevdiren bir yer Kuzguncuk.
Eski Üsküdar’ı merak ediyorsanız İstanbul’un eski halini biraz olsun görmek istiyorsanız kuzguncuk oraya giden bir zaman treni adeta. Kuzguncuk’un ana caddesine hemen dönmenizin ardından bir kaç yüz yıl geriye gitmiş gibi hissediyorsunuz o tarihi dokuları hala görmek mümkün. Mimarisinin, tarihinin büyük bir kısmını koruyabilmiş şu zaman koşullarına karşı hala yaşatılmaya çalışılıyor. Tarihi dokusu ve zarif mimarisiyle kendini sevdiren bir yer Kuzguncuk.
Sonra ise aşağıya doru yine Nail Kitabevinin yanına gelin ve
bu sefer onun sağ tarafından yukarıya çıkmaya başlayın bu sokakta diğerleri
kadar ilgi çekici. Etrafı seyrede seyrede merdivenlerden yukarı çıkın ve sağ
tarafa dönün o yol sizi bir evin önüne getirecek. Çok güzel balkon gibi bir
manzarası olan bir yer…
Buradan Kuzguncuk'a ve boğaza yukarıdan bakmak mümkün… Ve en güzeli de Galata Kulesi net görülebiliyor. Hemen solunuzda. Galata Kulesi sanki bu manzaranın kilit taşı gibi o olmazsa Galata bölgesinin görünümü silueti bir anlam ifade etmeyecek gibi. Belki sadece bana öyle geliyordur. Eğer gezi rotanızın vaktini gün batımını bu konuma denk getirecek şekilde ayarlarsanız ortaya inanılmaz bir görsellik çıkıyor. Eşsiz… Gün batımının o kızıllığı ve Galata…
Buradan Kuzguncuk'a ve boğaza yukarıdan bakmak mümkün… Ve en güzeli de Galata Kulesi net görülebiliyor. Hemen solunuzda. Galata Kulesi sanki bu manzaranın kilit taşı gibi o olmazsa Galata bölgesinin görünümü silueti bir anlam ifade etmeyecek gibi. Belki sadece bana öyle geliyordur. Eğer gezi rotanızın vaktini gün batımını bu konuma denk getirecek şekilde ayarlarsanız ortaya inanılmaz bir görsellik çıkıyor. Eşsiz… Gün batımının o kızıllığı ve Galata…
Ne kadar anlatsam ifade etsem yeterli gelmiyor burası için
kelimeler. Başka yerlerden de farklı bilgilere anlatım şekillerine
rastlanılabilir. Çünkü herkesi hayran bırakıyor burası ama yine de anlatılmalı
burası herkesçe çünkü duygular aynı olsa da anlatım şekli yeni ifade
biçimlerine gereksinim duyuyor.
.................................................................................................................................................................
.................................................................................................................................................................
-KUZGUNCUK TARİHİ VE JEOLOJİK YAPISI
>Kuzguncuk’un eski adı “Hrisokeramos” olduğu ve “altın kiremit” anlamına gelen bu adın semte, ikinci Justinos tarafından yaptırılmış olan, çatısı altın yaldızlı kiremitlerle kaplı eski bir kiliseden geldiği biliniyor. Evliya Çelebi’ye göre ise bu isim, Fatih Sultan Mehmet Han zamanında buraya yerleşmiş olan “Kuzgun Baba” adlı bir ermişten geliyor. İstanbul’un Asya kesimindeki ilk Yahudi yerleşim bölgesi olan Kuzguncuk’a Yahudilerin ilk geliş tarihi bilinmemekle birlikte, 17. yüzyıl kaynaklarında semtin bir Musevi köyü olarak anıldığı görülüyor, Museviler 1492’den sonra Portekiz’den ülkemize gelmişlerdir. Yahudiler için Kuzguncuk Kudüs’e bağlı bir topraktır. 17. yy ’da Rumların da yerleşmeye başladığı Kuzguncuk’ta 18. yy’dan sonra Ermeniler gelmeye başlamışlardır. Yani Kuzguncuk’ a tam anlamıyla kozmopolit bir yer haline gelmiş. Gayrimüslimler ve Müslümanlar yüzyıllardan beri Kuzguncuk’ta beraber yaşamayı sürdürmüşler. Zengin Yahudilere ait olan evlerin çoğu sahildedir. İç tarafta Yahudi ve Rumlar oturur, yamaçlarda da Yahudi Mezarlığı vardır. Yahudiler, Kuzguncuk’u Kudüs toprağına bitişik saydıklarından burasını çok makbul addederler ve ölülerini bu mezarlığa defnetmeyi tercih ederler. Kuzguncuk’ta hep iki kesim var olmuş… Biri yalıdaki varlıklı kesim… Biri de içteki yoksul kesim… 1865-66’ da çıkan bir yangında 500 ev ve dükkân yanmış. Daha sonra belediyece çarşısı düzenlenmiş.
Şirket-i Hayriye (Sultan Abdülmecid Han döneminde kurulan ve 1854’ten 1945’e kadar Boğaziçi’nde yolcu ve yük taşımacılığı yapan vapurculuk anonim şirketi) tarafından “mükemmel” bir iskele yapılmış. Yahudiler balıkçılık, sebzecilik; Rumlar kahvecilik, berberlik; Ermeniler kuyumculuk, tuhafiyecilikle uğraşırlarmış. 1933’de yapılan bir sayıma göre, 580 hane, 4000 oturan var Kuzguncuk’ta. En çok Yahudi, sonra Rum, Türk ve Ermeni… 1992’de 1000 kadar ev, 6 kahvehane, 3 terzi, 2 fırın, 2 kasap, 3 marangoz, 5 manav, 1 mobilyacı, 1 balıkçı, 2 ayakkabıcı, 1 ilkokul, 1 postane, 1 cami, 1Ermeni-Gregoryen kilisesi, 2 Rum kilisesi, 2 havra var.
Kuzguncuk’un şu an için ana caddesi olan yer eskiden bir dere yatağıymış. Koyağın en derin yerinde dere ve onun kıyısına yerleşmiş ortak kullanımlar… Koyağın iki yanı epey dik yükseliyor. İki yanı yamaçlar… Yapılar bir amfinin basamaklarına oturtulmuşlar sanki. Mimari etiklik açısından bizlere nitelikli bir örnek oluyor Kuzguncuk Mimarisi. Evler amfinin basamaklarına yerleşince kimse kimsenin güneşini kesemiyor elbette… Kimsenin görüşü de kesilmiyor… Kimse kimseyi kirletmiyor. Temiz suyun evlere dağılması da, pis suların evlerden uzaklaştırılmaları da kolay oluyor. Eskiden üzerinden köprülerle geçilirmiş derenin… İki yanı ağaçlıklı yol ve dükkanlar… Bu derenin üzeri bugün kapalı… Kanalizasyon olarak çalışıyor. Bir zamanlar Boğazın en temiz yerlerinden biri olan Kuzguncuk’un denizini kirletiyor.
*[Yukarıda bulunan yazıda Cengiz Bektaş’ın “Kuzguncuk” ve Melih Uslu’nun “Yürüyerek İstanbul” adlı kitaplardan yararlanılmıştır. Kuzguncuk rotamızın ilerisinde de bahsedeceğim Nail Kitabevi’nde bu kitaplar ve bunlara ek olarak Kuzguncuk ile ilgili hazırlanmış bir fotoğraf albümü mevcuttur. Bir yandan kahvenizi yudumlarken diğer yandan Kuzguncuk ile ilgili daha fazla bilgi edinmek adına bunlara göz gezdirebilirsiniz.]
Herkese teşekkür ederim, dostlarıma, arkadaşlarıma,
sevdiklerime beni bu yazma konusunda destekledikleri için. Ve tabi
okuyucularıma… JJJ












Yorumlar
Yorum Gönder